Ölüm
Posted in siir on Eylül 16th, 2008Bir gün ölüm tutar ellerinden,
Üzerine geçirirler kefen adlı giysiyi.
Herkesin girmeye mahkûm olduğu bir çukur var ya,
Ona koyarlar ruhsuz bedenini.
Çareler tükenmiştir artık,
Giden dönmemecesine gitmiştir.
Ardında kalanlar umut perdesini kapatıp,
Ağlamaklı gözlerle bakarlar gökyüzüne.
Ağlamak o an için yapılması en makbul şeydir.
Kimisi bir resim bulmuştur bakar,
Bakar da ağlar,
Hayat dolu bakışlarına doya doya bakamadım diye.
Kimisi yüzünü çevirir toprağa,
Gözyaşları rotasını bulmuştur,
İnatla akar yanaklarından…
Hep gülen gözlerde isyan vardır o gün,
Kimse inanmamıştır hala,
İnanamamıştır gittiğine…
Ya Rab bu ne hüzün, bu ne ıstırap!
Yalan olmuş göz bebeğim giriyor toprağa.
Nasıl bir acı, nice bir keder!
Bırakamam gül kokan saçlarını boşluğa!
Hangi yürek dayanır,
Hangi ana boş gözlerle uğurlar,
Giden evladını son yolculuğuna…
Ağıtlar yakılmaktadır o gün,
Yüreklerde kordan bir bilye yuvarlanmaktadır.
Yanlış, doğru umrunda mıdır kimsenin?
Herkes saçılmıştır bir yana,
Kimsenin kimseye faydası kalmamıştır…
Bir beden genç, taze…
Bir firar ruhtan, bedene…
Hangi ses dur diyebilir gidene?
Her ölüm gibi bu da beklenenden önce!
Fakat kimse bilmez yalan dünyanın
Simsiyah şeridini,
Ölümle yaşam arasında ki pamuk ipliği…
Kur'anlar okunur, çiçekler atılır ardından,
Toprak atılır üstüne, hem de simsiyah…
Başın dönük kıbleye,
Gözlerin kapalı ezelden, ebede…
Hep yanlışlarınla anılmak üzere,
Son kez bakarlar kefenle bütün bedene!
Gelinmiştir artık sözün bittiği yere,
Ve dua dua açılmıştır eller, el ele
Yalan denmiştir dünyaya,
Ama ölenle ölünmemiştir…